Unesco geçici miras listesi

  Bu listede  3  karma  (kültürel/doğal),  3  doğal  ve  72  kültürel  olmak  üzere  toplam  78  adet  varlık bulunmaktadır.

Karain Mağarası (Antalya)Karain Mağarası, Anadolu ve Yakın Doğu tarihi açısından önemli bir paleolitik merkezdir. Anadolu’da bilinen en eski insan kalıntılarının yanısıra mağarada ortaya çıkarılan taşınabilir sanat ürünleri anadolu sanatının ilk örnekleridir.

Ahlat Eski Yerleşimi ve Mezar Taşları (Bitlis)Ahlat yerleşimi; Selçuklu dönemi taş işçiliği, inanışları ve yaşam biçimini en güzel şekilde yansıtan mezar taşlarıdır. 

Alahan Manastırı (Mersin)Malzeme, tasarım ve yapıdaki süslemeleri ile Bizans Dönemi dini mimarisinin ender örneklerinden biridir.

Harran ve Şanlıurfa Yerleşimleri (Şanlıurfa)Peygamberler Şehri olarak bilinen Şanlıurfa, Yukarı Mezopotamya’nın bereketli ovalarında kurulmuş tarihi bir yerleşimdir ve yöresel mimari ve geleneksel taş işçiliğinin en güzel örnekleri olan çok sayıda tarihi, dini, resmi ve sivil mimari örnekleriyle bezenmiştir

İshakpaşa Sarayı (Ağrı)İshak Paşa Sarayı, Osmanlı mimarisinde Batı etkisinin görülebildiği, taş oymacılığı ve bezemelerinin İran’dan Anadolu Selçuklu devletine, Gürcistan’dan Kafkasya’ya kadar çok değişik kültürlerin izlerini taşır.

Konya Selçuklu Başkenti (Konya)Selçukluların Asya’dan getirdiği sanatsal öğelerin ve taş işçiliğinin en görkemli eserlerini barındırır. 

Mardin Kültürel Peyzaj Alanı (Mardin) Mardin, Türkiye’nin güneydoğusunda, Suriye sınırında, Mezopotamya Ovasına hakim bir alanda kurulmuştur. Dicle ve Fırat nehirlerinin arasındaki “Bereketli Hilal” bölgesinde yer almaktadır.

 Selçuklu Kervansarayları Denizli-Doğubayazıt Güzergâhı Orta Asya’daki göçebe Türk boylarının geleneksel yaşam biçiminden esinlenerek Selçuklu Dönemi kültür ve mimarisinde önemli bir yer tutmuş olan kervansaraylar ve hanlar en çok bu dönemde çeşitlenmiş ve Anadolu mimarisini de etkilemiştir. 

St. Nicholas Kilisesi (Antalya)Bir Likya yerleşimi olan Myra antik kentinin parçası durumundaki St. Nicholas Kilisesi mimari üslubu ve süslemeleri ile orta Bizans dönemi kilise mimarisinin günümüze kadar ulaşmış en seçkin örneğidir.

St. Paul Kilisesi, St. Paul Kuyusu ve Çevresi (Mersin) St. Paul’un doğum yeri olarak bilinen Tarsus, verimli Çukurova’nın batısında yer almaktadır.

Sümela Manastırı (Trabzon)Altındere Vadisi’nin dik yamaçlarında doğal yapı ile bütünleşen manastır kompleksi; tasarım, malzeme, mimarlık ve işçilik açısından eşsiz bir yapı olarak UNESCO Dünya Miras Listesi’ne önerilecek adaylar arasında yer almaktadır.

Likya Uygarlığı Antik Kentleri (Antalya ve Muğla)Bu birlik tarihteki ilk demokratik birlik olup, günümüz demokratik sistemleri için de esin kaynağı olmuştur. 

Perge Antik Kenti (Antalya) Geç Klasik Dönem’de akropoliste uygulanan plan, Helenistik Dönem içerisindeki genişlemeyle birlikte aşağı kente de taşınmıştır.

Sagalassos Antik Kenti (Burdur Sagalassos Antik Kenti, antik dönemde Pisidia olarak bilinen bölgede yer almaktadır.Ayrıca, en az bin yıllık seramik üretimi ile Sagalassos antik dönemlerdeki en uzun seramik üretimi merkezidir.

Beyşehir, Eşrefoğlu Camii (Konya)eşrefoğlu Emir Süleyman Bey tarafından yaptırılmıştır. Yapı, genel olarak Selçuklu geleneğini devam ettirmektedir.Çini mozaik mihrap ve kündekari tekniğinde yapılmış minber caminin önemli süsleme unsurlardır. Camiyi, ünik kılan özelliği ise büyük ölçüde özgün olan ahşap aksamı ve bu yüzeylerin üzerinde örneklerinin en başarılısı ve gösterişlisi olan kalem işleridir.

St. Pierre Kilisesi (Hatay) St. Pierre Kilisesi, Asi Nehri’nin batısında, Hac Dağı’nın batı eteklerinde yer alır. Kesin inşa tarihi bilinmemekle birlikte Aziz Petrus’un ilk kez vaaz verdiği yer olduğuna inanılan mağaranın dışına, Hıristiyanlığın Roma Devleti tarafından resmi din olarak kabul edilmesinden sonra yapılan eklemelerle kilise formunu kazanmıştır.

Aizanoi Antik Kenti (Kütahya) İli, Çavdarhisar İlçesi sınırları içersisinde yer alan Aizanoi Antik Kenti, Zeus Tapınağı, Stadyum- Tiyatro Kompleksi ve Macellumu ile Roma Döneminin en önemli kentlerindendir. Bir tepe üzerine kurulmuş olan ve şehrin önemli dinsel yapısı olarak görülen Zeus Tapınağı dünyanın en iyi korunmuş Zeus Tapınaklarından biridir. Etrafındaki sütunla çevrili mekânın üstünün mermer kirişlerle kaplı olması nedeniyle Zeus Tapınağı pseudodipteros plandaki tek örnektir. Şehrin kuzeyinde 13.500 kişi kapasiteli Stadyum ve 20.000 kişi kapasiteli Tiyatronun bir kompleks şeklinde yapılması antik dönemde Aizanoi’den başka hiçbir yerde görülmemektedir. M.S. 2. yüzyılın 2. yarısına tarihlenen Aizanoi Macellum’u, dünyanın ilk borsalarından biridir.

Beçin ortaçağ kenti (muğla)Muğla’nın Milas İlçesi’nin 5 km. kadar güneyinde yer alan Beçin, tarihi ve coğrafyasıyla Türk kültür tarihi açısından önemli bir yere sahiptir.  Kent, başta Geometrik, Arkaik, Klasik dönemler olmak üzere Roma, Bizans, Menteşeoğulları ve Osmanlı gibi pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Menteşeoğulları Beyliğine başkentlik yapmış olan kent, özellikle Beylikler döneminden kalma yapıları ile bu devrin Batı Anadolu mimarisi kadar, yöredeki ilk Türk iskanının biçim ve mahiyetini aydınlatacak niteliktedir. 

Birgi Tarihi Kenti (İzmir) İzmir İli, Ödemiş İlçesi’nde yer alan Birgi, sırasıyla Frig Uygarlığı (MÖ 750-680), Lydia Uygarlığı (MÖ 680-546), Pers Krallığı, Bergama Krallığı, Roma ve Bizans İmparatorluğu hakimiyeti altında bulunmuştur. Kent Anadolu Beylikler döneminde, 13. ve 14. yüzyılda Aydınoğlu Beyliği’ne başkentlik yapmıştır. 1426 yılında ise kesin olarak Osmanlı hakimiyetine geçmiştir. Birgi, kendine has geleneksel mimari dokusunu günümüze kadar koruyabilmiş ender yerleşim yerlerinden biridir

Gordion (Ankara)Hitit İmparatorluğu’nun çöküşüyle birlikte yükselen Frigya ve Friglerin politik ve kültürel başkenti olmasıyla öne çıkmaktadır.

Hacı Bektaş Veli Türbesi (Nevşehir)Hacı Bektaş Veli’nin Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ve Anadolu’nun Türkleşmesinde etkisi olmuştur.

Hekatomnos Anıt Mezarı Ve Kutsal Alanı (Muğla)**

Hekatomnos Anıt Mezarı ve Kutsal Alanı, Anadolu’nun güneybatısında yer alan Karya Bölgesi’nin en önemli kentlerinden olan Muğla İli’nin Milas İlçesi’nde yer almaktadır. Söz konusu Anıt Mezar ve Kutsal Alanı; Temenos Duvarı, Menandros Onur Sütunu, Podyum ve Mezardan (Taşıyıcı Oda, Mezar Odası, Lahit ve Dromos) oluşmaktadır. Antik dünyanın yedi harikasından biri sayılan ve günümüze “Mozole” (Mausoleum) kavramını taşıyan, “Halikarnas Mozolesi”nden (Halicarnassus Mausoleum) daha erken bir dönemde, aynı boyutlarda Mausolus’un babasına ait olan ve günümüze kadar ulaşabilmiş tek örnek olması bakımından Anıt, eşsizdir.

Niğde’nin Tarihi Anıtları (Niğde)

NSelçuklu mimari süslemesinin ilk örneklerini yansıtmaktadır. 1335 yılında kurulan Sungur Bey Camiinin özellikle kapılarında kullanılan kündekari ve kakma teknikleri ile kapı kanatlarında kullanılan kakma tekniği ilk örneklerdendir. Camiinin minberi ise sedef kakmalı ilk örneklerden biri olması açısından önemlidir.

Mamure Kalesi (Mersin)Türkiye’nin en büyük kaleleri arasında yer almaktadır. Ortaçağ dönemine ait bu kale Roma, Bizans, Selçuklu, Karamanlı ve Osmanlı Dönemlerine ait izleri taşıması nedeniyle benzerlerinden ayrışmaktadır.

Odunpazarı Tarihi Kent Merkezi (Eskişehir)Mevleviliğin dört yüz yıllık dönemine ev sahipliği yapmış olması ve kentin ve bölgenin kentsel ve demografik gelişiminde Mevlevilik yaşam ve gelenek kalıplarının büyük öneme sahip olması nedeniyle benzersizdir.

Yesemek Taşocağı Ve Heykel Atölyesi (Gaziantep)Yesemek sadece Eski Önasya’nın en büyük açık hava heykel atölyesi olmasından ve içinde hâlâ çok sayıda heykel taslağı bulunmasından dolayı değil, aynı zamanda bu atölyeden elde edilen bilgilerle, taş bloklarının taşocağından kesilmesinden,

Zeugma Arkeolojik Siti (Gaziantep)Şehirde Antiochus tarafından kutsanmış olan iki adet tapınağın, sinkretik kültler ve Kommagene Krallığı’nın hakim kültü tarafından temsil edilmesi nedeni ile Zeugma Kommagene’de ünik bir konuma sahip olmuştur. 

Laodikeia Antik Kenti (Denizli)

 Laodikeia, önemli arkeolojik kalıntılara sahiptir. Yaklaşık 5 kilometrekarelik alana yayılan Laodikeia’nın önemli ve günümüze kadar gelebilen yapıları içinde; Anadolu’nun en büyük stadyumu (ölçüleri 285×70 m.), 2 tiyatrosu, 4 hamam kompleksi, 5 agorası, 5 nymphaeumu, 2 anıtsal giriş kapısı, Bouleuterionu, tapınakları, Peristylli evleri, Latrina, kiliseleri ve anıtsal caddeleri sayılabilir. Kentin dört tarafını ise nekropol alanları çevirir. Laodikeia, Hıristiyanlık dünyası için çok önemlidir. Çünkü kent M.S. 4. yy.’dan itibaren Kutsal Hac Merkezi olma gibi dinsel bir özelliğe sahip olmuştur. Bu nedenle İncil’de adı geçen ve Laodikeia Kilisesi adına vahiy gönderilen bir kentte Laodikeia Kilisesi’nin ortaya çıkarılması, bu kutsallığı bir kat daha artırmaktadır. Kilise, Büyük Constantinus zamanında (M.S. 306-337), Hıristiyanlığın M.S. 313 yılında Milano Fermanı ile serbest olmasıyla birlikte yapılmıştır. Bu yönüyle Hıristiyanlık dünyasının en eski ve en önemli kutsal yapılarından biri olma özelliğini korumaktadır ve bu nedenle yapı bir hac kilisesidir. 

Sardes Antik Kenti ve Bintepeler Lidya Tümülüsleri (Manisa)

Manisa İli, Salihli İlçesi, Sart Beldesi sınırları içerisinde yer alan Sardes Antik Kenti, Demir Çağı Lidya Krallığının başkentidir. Batı Anadolu’yu hakimiyeti altına almış bir imparatorluğun başkenti, sikkenin doğum yeri ve adı hayal bile edilemeyecek zenginlikle özdeşleşen Krezüs’ün (Karun) vatanı olan Sardes, antik dünyanın önde gelen şehirleri arasında yer almaktaydı. Şehir, kent planlaması konusunda emsalsiz olup, Mezopotamya dışındaki en büyük savunma duvarı ile çevrelenmiştir. Günümüze kadar koruna gelmiş olan dünyanın belki de en görkemli İon düzeni tapınaklarından birine ev sahipliği yapan antik kent, korunmuş Roma yapıları içerisinde anıtsal bir hamam-gymnasium kompleksi ve antik dünyanın en büyük havrasına sahiptir. Lidyalıların başkenti ve tek şehri olan Sardes’ten başka hiçbir şehir ortadan kalkmış bu uygarlıkla doğrudan bağlantılı değildir. Marmara Gölü’nün güney kenarında yer alan ve Lidya tümülüs mezarlık alanı olan Bin Tepeler, dünyanın en büyük tümülüs alanıdır. Lidya tümülüsleri, M.Ö. 6. ve 5. yüzyıllarda bu peyzajın önemini ortaya koyan unsurlardır. Kraliyet mezarlığı olarak Sardes’e sıkı bir şekilde bağlı olan Bin Tepe, daha erken ve daha geç dönemlere tarihlenen kalıntıları ile Lidya dönemine ait sadece bir mezarlık alanı değil, kültürün devamını gösteren bir anıttır.

Ceneviz Ticaret Yolu’nda Akdeniz’den Karadeniz’e Kadar Kale ve Surlu Yerleşimleri ege’de ise Cenevizliler döneminde önemli bir ticaret limanı olan ve kentin savunmasında önem taşıyan Foça Kalesi ile sağlamlığı ve görkemli yapısıyla dikkat çeken Çandarlı Kalesi sayılabilir.

Anavarza Antik Kenti (Adana) [2014] Anavarza’da bulunan önemli kalıntılar arasında, 1500 metre uzunluğunda 20 burçlu sur duvarı, sütunlu yol, hamam ve kilise, tiyatro, amfiteatr, stadyum, suyolları, kaya mezarları, M.S. 3. yy.’a ait deniz tanrıçası Thetys mozaiği, Kilikya Bölgesi’ndeki tek örnek olan 3 girişli zafer takı ve ovanın ortasında bir ada gibi yükselen tepe üzerindeki Ortaçağ kalesi yer almaktadır. İmparator Nero döneminde Roma ordusunda görev yapan, yazmış olduğu De Materia Medica isimli beş ciltlik eserin 18. yy.’a kadar bütün modern ülkelerin tıp fakültelerinde temel eserlerden biri olarak okutulan, dünyaca ünlü farmakolog Dioskurides’in Anavarzalı olması da kentin dünya bilim tarihine katkısı açısından dikkate değerdir.  Kaunos Antik Kenti (Muğla) [2014]

Kaunos Antik kenti,  Muğla ili Köyceğiz ilçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Diğer antik kentlerden ayrılan en belirgin özelliği kaya mezarlarıdır.

Korykos Antik Kenti (Mersin) [2014]

500 yıl boyunca zeytin üretiminde ve zeytinyağı ve şarap ticaretinde öne çıkan bir kent konumuna gelmiştir. Bugün ise Dağlık Kilikya’nın en iyi korunmuş antik kentlerinden biridir. Alana yayılmış 14 adet kilise bölgedeki mimari üsluplardan etkilenmiş olmalarının yanı sıra kendilerine özgü yerel bir karakter taşımaları; surların 10 km kuzeyinde yer alan ve yönetici sınıfın anıt mezarları niteliğindeki Adamkayalar ise dönemin günlük yaşantısına ışık tutan 11 adet rölyefi nedeniyle Korykos’u benzer nitelikli diğer antik kentlerden ayıran en önemli unsurlardır. 

Arslantepe Arkeolojik Alanı (Malatya) [2014]Roma köyü olarak kullanılmış ve daha sonra Bizans Nekropolü (mezarlık) olarak yerleşimini tamamlamıştır.Sarayın koridor duvarları baskı motif ve duvar resimleri ile bezenmiştir.

Arslantepe Arkeolojik Alanı (Malatya) [2014]Binanın çeşitli bölümlerinde çok sayıda mühür baskısının bulunması, idari etkinliklerin yoğunluğunu ve bu işlerde, malları depolardan alma ve mühürleme yetkisi bulunan çok sayıda memurun çalıştığını ortaya koymaktadır. Duvarlardaki zengin bezeme ve kabartmalar da gücü simgelemektedir. 

Kültepe Arkeolojik Alanı (Kayseri) [2014]kültepe-Kaniş’te 1948 yılından itibaren sürdürülen bilimsel arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan 23.500 çivi yazılı tablet ve zarf Anadolu’nun ilk yazılı belgeleri olmaları itibariyle, Anadolu’da “tarihi devirleri” başlatmaktadır.

Çanakkale ve Gelibolu 1. Dünya Savaşı Alanları (Çanakkale) [2014]Çanakkale ve Gelibolu 1. Dünya Savaşı alanları, dünya tarihini etkileyen önemli noktalardan biri olarak kabul edilmiş 

Eflatunpınar: Hitit Su Anıtı (Konya) [2014
Özgün taş işçiliği, kabartmalardaki kompozisyon ve bir açık hava tapınağı olarak düzenlenmesi ile Hitit Uygarlığı’nın diğer kaya anıtlarından ayrılan Eflatun Pınar Anıtı, doğal kaya üzerine yapılmamış, birbirine uygun olarak kesilmiş andezit blokların titizlikle birleştirilmesi ile inşa edilmiştir. 

İznik (Bursa) [2014]İznik ya da tarihi adıyla Nikaia, Bursa İli sınırlarında, İznik Gölü’nün doğusunda, etrafı dağlarla çevrili verimli bir ova üzerinde kuruludur. Prehistorik çağlardan itibaren yerleşim izlerinin günümüze ulaştığı kentin, M.Ö 316 yılında, Makedonya imparatoru İskender’in generallerinden Antigonos tarafından kurulduğu bilinmektedirTürk çini sanatı en parlak dönemini yaşamıştır.

Mahmutbey Camii (Kastamonu) [2014]Mahmut Bey Camii, Anadolu’daki ahşap tavanlı ve ahşap destekli camilerin ender örneklerinden biridir. 

Ahi Evran Türbesi (Kırşehir) [2014]bugünkü birçok esnaf, sanat ve ticaret kurumunun örgütlenmesine temel olmuştur.

Vespasianus-TitusTüneli (Hatay) [2014]Antik dönemde, bir akarsuyun hemen bütün akışının içinden geçirildiği, en büyük boyutlu tünel Vespasianus-Titus tünelidir.

Zeynel Abidin Camii ve Mor Yakup Kilisesi (Mardin) [2014] Zeynel Abidin Cami Külliyesi;  Cami külliyesinde yer alan türbelerdeki Zeynel Abidin ve kız kardeşi Sitti Zeynep, Hz. Muhammed’in 13. kuşaktan torunları olup tüm İslam aleminde kutsal sayılmaktadırlar. Türbe üzerindeki kitabeye göre cami 12. yüzyılda yapılmıştır.

Mor Yakup Kilisesi; Zeynel Abidin Caminin sadece 100 metre doğusunda yer almaktadır. Yukarı Mezopotamya bölgesindeki en eski kiliselerden biri olarak bilinen bu kilise, MS 309 yılında Nusaybin piskoposluğuna getirilen Mor Yakup tarafından 313 yılında inşa ettirilmeye başlanmıştır. 

Anadolu Selçuklu Medreseleri (Erzurum, Sivas, Kayseri, Konya ve Kırşehir) [2014] Türk-İslam Sanatı’nda ayrı bir yere sahip olan “Anadolu Selçuklu Medreseleri” adlı UNESCO Dünya Miras Geçici Liste Adaylık Dosyası; Konya’daki İnce Minareli Medrese ve Karatay Medresesi, Sivas’taki Çifte Minareli Medrese, Gök Medrese ve Buruciye Medresesi, Erzurum’daki Yakutiye Medresesi ve Çifte Minareli Medrese, Kayseri’deki Sahibiye Medresesi ve Çifte Medrese ile Kırşehir’deki Cacabey Medresesi’nden oluşmaktadır.

Akdamar Anıt Müzesi (Kilisesi), Van’ın Gevaş ilçesi yakınlarında, Van Gölü’nün ikinci büyük adası olan Akdamar Adası’nda bulunmaktadır.İncil ve Tevrat’tan alınan dini sahneler, Hz. İsa ve Meryem, havariler, peygamberler, Ermeni asiller, saray yaşantısı, av sahneleri, günlük hayattan figürler, çeşitli hayvan, meyve, bitkisel ve geometrik motifler tasvir edilmiştir.

Dağlık Frigya Vadisi (Kütahya, Afyon ve Eskişehir) [2015]Frig dönemi kaya anıtlarının ortak özellikleri; bezemelerindeki ve süslemelerindeki zenginlik, mimariye tanıştırılan üçgen alınlık ve içerisinde Ana Tanrıça heykeli bulunan kaya nişleridir. Ana Tanrıça adına inşa edilmiş olmaları nedeniyle de Anadolu’daki benzerlerinden ayrılmaktadır. Frig dönemi kaya anıtlarının en özgün örneklerinin yoğun bir şekilde yer aldığı Dağlık Frigya Bölgesi, Frig uygarlığının dini ritüellerine ve sosyal hayatına ilişkin izler barındırması nedeniyle evrensel değer taşımaktadır.

Antik Aspendos Kenti Tiyatrosu ve Su Kemerleri (Antalya) [2015]Kentte tespit edilebilen en erken dönem yapı kalıntısı, agoranın doğusunda bulunan üç katlı market binasıdır. Diğer yapılar Roma ve Roma sonrası dönemindendir. Bu yapılar arasında iki katlı ikinci bir market binası, Hristiyanlık bazilikası, çeşme, odeon, anıtsal bir kapı, tapınak, su kemerleri, Roma hamamları ve tiyatronun yanı sıra Osmanlı dönemi inşa edilen bir de köprü bulunmaktadır. Aspendos’un en önemli yapılarından biri olan su kemerlerinin sifonları ünik olup en çok üzerinde çalışılan yapı olmuştur. Dünyanın en iyi koruna gelmektedir

Yıldız Saray Kompleksi (İstanbul) [2015] İstanbul’un Beşiktaş İlçesinin Yıldız tepesinde, yaklaşık 500.000 m2’lik bir alanı kaplayan bahçe ve koruluklar içine yerleştirilmiş köşkler, kasırlar ile yönetim ve servis yapılarından oluşan Yıldız Saray kompleksi, Osmanlı saray mimarisinin son örneğini oluşturur. 

Stratonikeia Antik Kenti (Muğla) [2015]Ölümsüz aşkların ve gladyatörlerin kenti olarak bilinen Stratonikeia, Muğla İli, Yatağan İlçesi’nin 7 km batısında, Eskihisar Köyü sınırları içinde yer alır. Geç Tunç Çağı’ndan günümüze kadar kesintisiz yerleşime sahne olan kente, M.Ö. 3. yy’ın ilk çeyreğinde Seleukos kralı I. Antiokhos tarafından karısı Stratonike’nin adı verilmiştir. Hellenistik Dönem boyunca, Seleukos, Ptolemaios, Makedonyalılar, Rodos ve Roma arasında el değiştiren Stratonikeia, M.Ö. 130/129 yılında tamamen Roma’ya bağlanmıştır. Anadolu’nun fethinden sonra Türk hâkimiyetine giren kentte Beylikler, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi’nde de yerleşim devam etmiştir. 1957 yılındaki deprem sonrasında yeni yerleşim alanına taşınan Eskihisar Köyü’nde halen tarihi köy evlerinde yaşayan birkaç aile bulunmaktadır.

Uzunköprü (Edirne) [2015]Uzunköprü, Edirne İli, Uzunköprü İlçesi, Ergene Nehri üzerinde, Osmanlı Devletinin altıncı padişahı Sultan II. Murat döneminde, Mimar Muslihiddin tarafından, 1427-1443 yılları arasında inşa edilmiştir. 1270,41 m. uzunluğu ve  174 kemeri ile dünyanın günümüze ulaşan en uzun taş köprüsü olma özelliğine sahiptir. Köprünün üç kemerinin, aradan geçen süre içerisinde bugünkü Uzunköprü ilçe merkezine bağlanan yolun altında kaldığı düşünülmektedir.

Eshab-ı Kehf (Kahramanmaraş) [2015]Doğu Roma İmparatoru II. Theodosius döneminde (M.S. 408-450) huzur ortamında uyanırlar. İmparator, yedi kişinin yaşadığı deneyimin derin anlamından etkilenir; anılarına kutsal bir mezar yapılmasını emreder. Afşin Eshab-ı Kehf Mağarası ve Külliyesi, Afşin İlçesi’nin kuzey batısında ve merkeze yaklaşık 7 km uzaklıkta Bencilüs Tepesi üzerinde yer almaktadır.

Mudurnu Tarihi Ahi Kenti (Bolu) [2015] Erken Osmanlı dini felsefesi olarak Ahilik Anadolu’ya özgü bir gelenektir ve Anadolu’da Türk egemenliğinin ve kültürünün gelişme sürecinde kilit rol oynamıştır. 14. yüzyıldan bu yana Mudurnu’nun sosyal ve fiziksel dokusunda yaşamakta olan Ahilik geleneğinin kentsel çevredeki yansıması açıkça izlenebilmektedir. Ahiliğin sosyal dokudaki en belirgin yansımaları, tarihi çarşıda (Arasta) 700 yıldır devam etmekte olan Esnaf Duası (veya Bereket Duası) geleneği ve Mudurnu’nun köklü kent kültürüdür. Ahiliğin kentin fiziksel dokusundaki yansıması ise, Mudurnu’nun önemli kervan yollarının kavşağında yer almasına ve Ahi esnafının örgütlenmesine dayalı ticari üretimin yarattığı birikim ile gerçekleşen yapılaşmada izlenmektedir. 

İsmail Fakirullah Türbesi (Siirt) [2015]astronomi ve mimari açıdan büyük bir bilim harikasına imza atmıştır.

Sultan II. Beyazıd Han Külliyesi (Edirne) [2016]Osmanlı İmparatorluğu’nun ikinci başkenti Edirne’de 1484-1488 yıllarında inşa edilen Sultan II. Beyazıd Han Külliyesi; tıp medresesi, imaret, darüşşifa, cami, hamam, mutfak ve erzak depolarından oluşan bölümleri ile büyük bir yerleşke içinde, toplumun tüm sosyal ihtiyaçlarına cevap verecek bir sağlık merkezi olarak tasarlanmıştır. 

Nuruosmaniye Külliyesi (İstanbul) [2016]

İstanbul’un önemli ticaret merkezlerinden Kapalıçarşı girişinde, 1748-1755 yıllarında inşa edilen Nuruosmaniye Külliyesi; medrese, imarethane, kütüphane, türbe, çeşme ve sebilden oluşmaktadır.
18. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun batı ile artan diplomatik, kültürel ve ticari ilişkilerinin bir yansıması olarak Osmanlı başkentinde Avrupa Barok ve Rokoko tarzlarının etkisinin görülmeye başladığı bir dönemde inşa edilen Külliye; mekâna hâkim ana kubbesi, Hünkâr Mahfili, eğrisel kemerleri ile klasik Osmanlı formuyla batı mimari ve süsleme detaylarının en iyi şekilde sentezlendiği bir yapı olması nedeniyle üniktir. 

Kibyra Antik Kenti (Burdur) [2016]

Kibyra kent planlaması ve yapılarıyla birlikte, çeşitli endüstri kollarından gelen zenginlikle desteklenen güçlü bir orduya ve adalet sistemine sahip Romalılaşmış bir doğu şehrinin iyi bir örneğini sunmaktadır. 
Odeon’un orkestra bölümünde dünya çapında benzersiz bir Medusa mozaiğine ev sahipliği yapmaktadır. 

Van Kalesi (Van) [2016]

Urartuların MÖ. 9. yüzyıldan itibaren 250 yıl hüküm sürdüğü Van Kalesi, başkent niteliğiyle Demir Çağı Anadolu’sunun en ünik ve etkileyici kentidir.

Yivli Minare Camii (Antalya) [2016]

Anadolu Selçuklu Hükümdarı 1. Alaaddin Keykubat tarafından 1230 yılında inşa ettirilen Yivli Minare Camii, Anadolu Türk Mimarisinde benzeri olmayan yivli minaresinin formuyla dikkat çekmektedir.
Bunun yanında, altı kubbeli ibadet mekanı ile Anadolu’daki çok kubbeli cami tipinin günümüze ulaşan en eski örneği olduğu kabul edilmektedir. 

Sivrihisar Ulu Camii (Eskişehir) [2016]

Sivrihisarlı kadı Leşker Emir Celaleddin Ali tarafından 1231-1232 yıllarında inşa ettirilen Sivrihisar Ulu Camii, Anadolu’da sayıları fazla olmayan ahşap direkli ve ahşap tavanlı camilerin en önemli temsilcilerinden biridir.
Ahşap sütunları üzerindeki oyma ve kabartmalar ile ince işçilikli ahşap minberi dikkat çekicidir. 

Bodrum Kalesi (Muğla) [2016]

Bodrum Kalesi Saint John Şövalyeleri tarafından Zephyirion olarak bilinen eskiden ada ancak günümüzde yarımada konumundaki bölgeye inşa edilmiştir. Bodrum Kalesi, Şövalyeler Döneminin orijinal plan ve karakterini korumakta ve Gotik mimari özelliklerini yansıtmaktadır.
Kale, Anadolu’da St. John şövalyelerine ait iyi korunmuş tek örnektir. Ayrıca dünyanın en iyi korunmuş Ortaçağ anıtlarından biridir ve yekpare bir miras olarak ayaktadır.

Silvan Malabadi Köprüsü (Diyarbakır) [2016]

1147 tarihli inşa kitabesine göre, Timurtaş b. İlgazi b. Artuk tarafından Artukoğulları Döneminde inşa ettirilen ve 12. yy. Selçuklu Dönemi anıtsal mühendislik-mimarlık başyapıtlarından olan tarihi Malabadi Köprüsü, 40.86 m açıklığındaki sivri ana kemeri ile dünyanın günümüze ulaşan en büyük kemer açıklığına sahip taş kemer köprüsüdür.

Hacıbayram Camii (Ankara) [2016]

Hacı Bayram Camii ve Türbesi taşıdığı mimari özelliklerin yanı sıra 15. yüzyıldan itibaren Bayrami Tarikatının Anadolu’da yayılması ile ilgili olması açısından anıtsal bir örnek oluşturmaktadır. Bu anlamda, özellikle Anadolu’da yaygın olan bir dini inanışa ait tüm öğeleri ile onu yansıtan mimari bir delil teşkil etmektedir.
Ayrıca, Hacı Bayram Camii ve çevresinin farklı kültürlere ve dönemlere ait barındırdığı katmanlar: örneğin Roma Dönemine ait Augustus Tapınağı, Hacı Bayram Camii ve Türbesinin birlikteliği bu alanın çok kültürlü evrensel değerinin somut kanıtıdır.

Assos Arkeolojik Alanı (Çanakkale) [2017]Ege Denizi kıyısında volkanik bir kayalık üzerine kurulmuş olan Assos, Çanakkale İli, Ayvacık İlçesine 17 kilometre uzaklıkta bulunan Behramkale Köyü sınırları içinde yer almaktadır. Kent ilk olarak M.Ö. 2. binde iskân edilmiş ve M.Ö. 7. yüzyılda Lesbos adasındaki Methymna kentinden gelen göçmenlerle gelişmiştir. Assos’ta M.Ö. 4. yüzyılda banker Eubulus’un kölesi Hermeias’ın tiranlığı yönetiminde büyük imar faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Hermeias’ın dostu Aristoteles, M.Ö. 347-345 yılları arasında Assos’ta yaşamış ve burada bir felsefe okulu kurmuştur. Hellenistik Çağ sonrasında Roma ile iyi ilişkiler kuran Assos halkı, sikke basma ve şehrin siyasi geleneklerini sürdürme imkânını elde etmiştir. M.S. 56/57’de Aziz Paulos’un Assos’u ziyaret etmesi kent tarihi için önem taşımaktadır

Ayvalık Endüstriyel Peyzajı (Balıkesir) [2017]Alibey (Cunda) Adası dâhil olmak üzere toplam 22 adadan oluşan takımadaların kıyı ve denizle birlikte ördüğü morfolojik özelliklerin yarattığı doğal ve estetik güzelliklerin birlikte bir bütün oluşturduğu olağanüstü bir değere sahiptir

İvriz Kültürel Peyzajı (Konya) [2017]

Konya’nın Halkapınar ilçe merkezinin 4 km. güneyinde bulunan “İvriz Kültürel Peyzajı” Geç Tunç Çağı’ndan Geç Antik Dönem’e kadar kullanılmış olağanüstü değerlere sahip bir peyzaj alanıdır. Senenin belirli aylarında yerden sızan su kaynakları burada Hitit Dönemi’nden itibaren kutsal su alanının oluşmasına neden olmuştur. Hititler doğal peyzajı kendi inançlarına entegre ederek kültürel bir peyzaj oluşturmuştur. 

Harput Tarihi Kenti (Elazığ) [2018]

Harput, Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat Bölümü’nün güneyinde yer alır. “Harput Platosu’’olarak adlandırılan yüksek kütlenin güney kenarına kurulmuştur. Harput ve çevresinde yapılan kazı ve araştırmalara göre ilk yerleşim Paleolitik Çağ’a kadar inmektedir. Harput, ilkçağdan itibaren Anadolu’nun önemli yerleşim merkezlerinden biri olmuş,


Anadolu’daki Ahşap Tavanlı ve Ahşap Destekli Camiler (Konya, Kastamonu, Eskişehir, Afyonkarahisar, Ankara) [2018]

Mimari malzeme olarak genellikle kesme taşın kullanıldığı Anadolu-Türk mimarisinde, ahşap tavanlı olan ve bu tavanın ahşap desteklerle taşındığı camiler, özel bir yapı grubunu oluşturmaktadır. 13. ve 14. yüzyılda özellikle Anadolu’nun iç ve batı bölgelerinde inşa edilen bu yapılardaki ahşap kullanımı, Türklerin Orta Asya ve Horasan bölgesindeki mimari üslubunu hatırlatmaktadır. Yapı içlerindeki ahşap yüzeylerin “kalem işi” adı verilen süslemelerle bezeli olduğu bu camiler, dıştan sade görünümlerine karşın renkli bir iç mekana sahiptir.
Konya’nın Beyşehir ilçesindeki Eşrefoğlu Camii, Kastamonu’nun Kasaba Köyü’ndeki Mahmut Bey Camii, Eskişehir’in Sivrihisar ilçesindeki Ulu Cami, Afyonkarahisar’daki Ulu Cami ile Ankara’daki Arslanhane Camii, “Anadolu’daki Ahşap Tavanlı ve Ahşap Destekli Camiler”in en üstün örnekleridir.

Justinianus Köprüsü (Sakarya) [2018]

Justinianus Köprüsü, diğer adıyla Beşköprü, kuzeybatı Anadolu’daki antik Bithynia bölgesi sınırları içerisinde yer alan 350 metre uzunluğa sahip görkemli bir köprüdür.
Geç Roma ve Erken Bizans Döneminin en önemli imparatorlarından birisi olan İmparator Justinianus I (527-565) tarafından inşa ettirilen köprü; döneminin mimari ve teknik uzmanlığının olağanüstü bir temsilcisidir.

Gaziantep Yeraltı Su Sistemleri: Kasteller ve Livaslar (Gaziantep) [2018]ivaslar; dünya üzerinde kurak iklime sahip Meksika’dan Çin’e kadar birçok yerde görülen ve literatürde daha çok “qanât” adıyla bilinen yer altı su kanallarıyla benzer yapım teknolojisine sahiptir. Bununla birlikte sadece su taşımada değil; suyun kent içinde dağılımında da kullanılan livaslar, boyutu ve kentteki birçok yapıya su sağlayan biçimlenmesi ile özeldirler

Anadolu Türk Mirasının Erken Dönemi: Niksar, Danişmend Hanedanının Başkenti (Tokat) [2018]

Gelecek yüzyıllarda Anadolu Türk-İslam Medeniyeti olarak tanınan ‘’kültürel katmanın’’ ilk ve öncü eserleri bu dönemde, Anadolu’nun farklı kent ve kasabalarında üretilmiştir. Niksar bu kent ve kasabalar içinde sahip olduğu kültürel varlıkların yoğunluğu ve önemleri itibari ile ayrıcalıklı bir konuma sahiptir.

  • Neredeyim :

Priene Arkeolojik Alanı (Aydın) [2018]

m.Ö. 7. yüzyıl ortalarında rastlanmaktadır. Priene M.Ö. 645-546 yılları arasında Lydia, sonrasında Pers egemenliğine girmiştir. Antik Çağ’ın yedi ünlü bilgesinden biri olan Bias, M.Ö. 6. yüzyılda Priene’de yaşamıştır. Priene, İon kentlerinin Pers egemenliğinden kurtulmak için başlattıkları İon İsyanı’na (M.Ö. 500/499) katılmış ve M.Ö. 5. yüzyılda Attika-Delos Deniz Birliği’nde yer almıştır. Kentin Arkaik ve Klasik dönemlerdeki yeri bilinmemektedir.Bizans döneminde Piskoposluk merkezi haline gelen kent, M.S. 13. yüzyılda tamamen terkedilmiştir.

Geç Klasik ve Helenistik dönemden kalma türünün en iyi korunmuş örneklerden biri olarak Priene’nin evleri, yerleşim tarihi hakkında önemli bilgiler sunmakta olup, kent bu yönüyle “Anadolu’nun Pompei’si” olarak tanımlanmaktadır.

Sarıkaya Roma Hamamı (Yozgat) [2018] Basilica Therma olarak değiştirilmiştir. M.S. 451 yılına kadar Basilica Therma bir piskoposluk merkezi olmuştur.

Güllük Dağı-Termessos Milli Parkı (Antalya)Denizden yaklaşık 1050 m. yükseklikte Antalya’nın kuzeyinde dağlar arasında gizli Termessos (Güllük Dağı Milli Parkı) antik kenti, yerleşim biçimi, savunma sistemleri ile doğanın sunduğu olanakları en iyi şekilde kullanan kentlerden biridi

Kekova (Antalya)Akdeniz Bölgesinde yer alan Kekova Adası, arkeolojik Üçağız ve Kaleköy yerleşmeleri ve adayı çevreleyen batık kent

Sarıkaya Roma Hamamı (Yozgat) [2018]Basilica Therma olarak adlandırılan hamam yapısı Yozgat İli, Sarıkaya İlçesi, Kaplıca Mahallesi’nde yer almakta olup Roma Dönemi’nde (M.S 2.yy’da) bölgede bulunan ve Aquae Sarvenae olarak adlandırılan termal kaynağın üzerine inşa edilmiştir. Roma mimarisinin Anadolu’da korunmuş olan en ünik termal hamam yapısıdır

Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Alanı

Ankara, Konya ve Aksaray illeri ile çevrili olan Tuz Gölü, Van Gölü’nden sonra Türkiye’nin ikinci büyük gölüdür

Kızılırmak Deltası (Samsun) [2016]

Samsun Kızılırmak Deltası, yaklaşık 350 adet kuş türü, manda, yılkı, balık, sürüngen vb. çeşitleri yanında zengin bitki örtüsüyle korunmaya değer bir habitatı içerisinde bulundurmaktadır. 

Frigler

frigya uygarlığı ile ilgili görsel sonucu

Anadolu tarihindeki en farklı uygarlıklardan biri olan ve kökenleri Balkanlar olan Frigler’in tarih sahnesinde görünmesi M.Ö 750 yılına denk gelmektedir. Ancak Frigler, yıllar sonra geniş bir alanda egemenlik kuracakları Anadolu’ya M.Ö 1200’lü yıllarda gelmiştir.

 Frigyalılar Anadolu’ya Boğazlar yoluyla gelmişler, Eskişehir, Afyonkarahisar ve Ankara yörelerine yerleşmişlerdir.

– M.Ö. 750’den sonra güçlü bir devlet kuran Frigyalıların başkenti Polatlı yakınlarındaki Godion’dur.

– Kral Midas döneminde bütün Orta ve Güneydoğu Anadolu’ya egemen oldular. Kimmerlerin saldırılarıyla M.Ö. 676’da yıkılmıştır.

– Krallarla yönetilen Frigyalılar askerliğe fazla önem vermediklerin için düzenli ve güçlü bir orduya sahip değillerdi. Sadece sarayı ve kralı koruyan bir ordu bulunuyordu.

– Tarım toplumu olan Frigyalılar, bundan dolayı bereket tanrıçası Kibele’yi en büyük tanrıları kabul etmişlerdir.

NOT: İlkçağdaki bu durum, toplumların uğraş alanlarının dinsel inançları üzerinde etkili olduğunu göstermektedir.

– Çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşmışlardır. Başlıca zenginlik kaynağı tarım olduğu için farım faaliyetlerini koruyan kanunlar yapmışlardır.

NOT: Saban kırmanın ve öküz kesmenin ölümle cezalandırılması bu duruma kanıt olarak gösterilebilir. 

– Fenike alfabesini kullanmışlardır. Edebiyat alanında hayvan hikayeciliğini (FABL) sanatının öncüsü olmuşlardır.

– Tarımın yanında maden işçiliği ve işlemeciliği de gelişmiştir. Dış ticarette maden işlemeciliğine dayalı mallar önemli yer tutmuştur. Dokumacılıkta TAPATES adı verilen halı ve kilimler oldukça ünlüydü.

Bazı kaynaklara göre Trakya, bazılarına göre ise Hint – Avrupa kökenli bir kavimden gelen Frigler, Anadolu’da var oldukları süre icinde Helen, Geç Hitit uygarlıklarının ve bunların yanında Kelt kültürünün de etkisi altında kalmıştır.

Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından kurulan uygarlıklardan biri olan Frigler, Anadolu’daki dağınık boylar ve düzensiz siyasi yapı nedeniyle ancak M.Ö 750 yılında siyasi bir birlik oluşturabilmiştir.

Frigler’in ilk kralları ise Gordious’dur ve bu yüzden başkentlerine Gordion adı verilmiştir. Tarih sayfalarında sıkça adı geçen kral Midas ise, yine bir Frig kralıdır. Midas ile güçlü dönemlerini yaşayan Frigler, Roma dönemine dek Anadolu’da varlığını sürdürmüştür.

Friglerde ölü gömme geleneği


Frig beyleri ölülerini ya kayalara oyulmuş mezarlara ya da tümülüslere gömerlerdi. Kaya mezarlarının çoğu soyulmuş oldukları için mimari dışında fazla bilgi vermezler. Buna karşın tümülüsler, yani yığma mezar tipleri Frig ölü gömme geleneğini öğrenmemizde önemli rol oynarlar. MÖ 8. yüzyıl başlarından MÖ 6. yüzyıl ortalarına kadar kullanıldıkları sanılan tümülüslerin büyük bölümü Gordion´dadır. Bu yığma toprak mezarları kentin sırtlarında yer alır ve sayısı 100´e yaklaşır.

Bu türde ölü gömme tekniği gelişmiş olarak birden ortaya çıkar. Bu durum tümülüs mezarlarının Frigya´ya dışarıdan gelmiş olduğuna işaret eder. Gerçekten de Arnavutluk ve Makedonya´da soylu kişileri gömmek amacıyla tümülüs mezarların MÖ 1800-1500´den itibaren kullanıldığı bilinmektedir.

Frigya tümülüslerindeki mezar odalarının ahşap yapısı çok ileri bir tekniğin eseridir. Ölüler önceleri yakılmadan ahşap sedirler üzerine uzatılmış, MÖ 7. yüzyılın sonlarından itibaren de, Yunanistan´dan gelen etkilerle yakılmaya başlamıştır. Ahşap mezar odasına ölü ve ölü armağanlarının bırakılmasından ve ahşap çatının kapatılmasından sonra, odanın üzeri büyük bir yığma tepeyle örtülmüştür.

Toprak yığınının ahşap mezar odasına yapacağı baskıyı en aza indirmek için mezar şu şekilde yapılırdı: Ahşap mezar odasının üstü moloz taşlarla kaplanmış, bunun üzerine kalitesi ve direnci fazla olan, sulandırılarak bulamaç haline getirilmiş kil serilmiş , sonra da kuru kilden tepe yığılmıştı. Toprak kümesi, altındaki nemli kilin iyice kurumasından sonra yığılmış olmalıdır; çünkü ıslak kil kuruyunca mukavemeti artıyordu. Tümülüslerin yüksekliği gömülen kişinin önemine göre 2-3 ile 60-70 metre arasında değişmektedir.

Frig tümülüslerini, Lidya ve Yunan mezarlarından ayıran; mezar odaları yapımında taş yerine tahta kullanılması, yığma tepe toprağının çevreye yayılmasını önlemeye yarayan krepis duvarı ve mezar odasınına geçit veren dromos kullanılmamasıdır. Toprak yığını altında kalan mezar odalarının yeri büyük boy tümülüslerde ortada, alçak tümülüslerde ise mezar soyguncularına karşı alınan önlemle merkezden uzak yerlerde olurdu.

Soylular için kentlerin dışında görkemli yığma mezarlar yapılırken, geniş halk kitleleri için gösterişsiz mezarlar kullanılmıştır. Pazarlı halkı, ölülerini kalenin içindeki basit mezarlara, sırt üstü yatırarak gömmüşlerdi. Boğazköy halkı ölülerini yakıp, küllerini küpler içine koyarak gömmüşlerdi. Ayrıca Boğazköy´de çocuk mezarı olarak kullanılan bir vazo bulunmuştur.

Bu Boğazköy ve Pazarlı´daki ölü külleriyle iskeletlerin tümü geç Frig dönemine aittir ve sürekli kent içine gömülmüşlerdir. Ancak Ankara´da yakılmış ölülerin küpler içinde gömüldüğü kent dışı mezarlar da bulunmuştur. Bu Ankara´da bugünkü Hacıbayram Camisi çevresindeki Frig kentinde yaşayan farklı halk sınıflarının varlığını gösterir

Büyük tümülüs

.Konya yolu ile Çiftlik yolu kavşağının 500m batısında, Çiftlik Yolu’nun güney yakasında bulunan bu Tümülüs Ankara Frig Nekropolü dahilinde bildiğimiz en büyük tümülüstür. 125m çapında ve 24m yükseklikte korunmuştur.

frigyalılar ölü gömme ile ilgili görsel sonucu

Frig dili

Bazı bronz vazolarda Erken Yunan yazısının alfabesine benzer Frigce yazılar vardır. Aynı yazıları kayalara yazılmış yazıtlarda da görüyoruz. Bu yazıların tarihi milattan önce 7. yüzyıla kadar gider. Frig alfabesini milattan önce 5. yüzyıla kadar görüyoruz.

Yunanca ile karışan Frig dili milattan sonra 3. yüzyıla kadar yaşamıştır. Frig dilinin genel olarak Hint-Avrupa dillerinden olduğu içinde Arami, İslav ve hatta Hitit dillerinden sözcükler bulunduğu söylenebilir.

Dini yapıları

Friglerin çok tanrılı bir dinleri vardı. Güneş Tanrısı Sabazios ile Ay Tanrısı Men bunlardan en tanınmışlarıydı. Ancak Frigler denince akla ilk gelen tanrıça Kybele’dir. Anadolu’da Erken Neolitik Dönemden beri tapınılan Kybele Frigler için bir doğa tanrıçası, hatta doğanın bizzat kendisiydi. Kybele için en büyük tapınma yeri Pessinus’ta (Sivrihisar – Ballıhisar) idi. Burada tanrıçayı siyah meteorik bir taş temsil ediyordu. Frigler bu tanrıçayı o kadar benimsediler ki, tüm ülkelerini Agdistis Dindymene de dedikleri Kybele’nin mülkü saydılar. Bunun sonucunda, aslında bir Anadolu tanrıçası olduğu halde Kybele tarihe bir Frig tanrıçası olarak geçti. Kybele kutsal alanları genellikle kayalıklar üzerine yapılmıştı. Çünkü tanrıçanın buralarda yaşadığına inanılıyordu. M.Ö. 8.-6. yüzyıllar arasında Eskişehir-Afyon arasındaki ovaya tanrıçanın tapınaklarını temsil eden pek çok kaya anıtı yapılmıştı. 

Ana Tanrıça Kibele/Matar Kübele Heykeli

Mitolojı

eşek kulaklı midas ile ilgili görsel sonucu

Frig krallığı, Avrupa ile Asya arasındaki ticaretin tam merkezinde kaldığı için kısa sürede zenginleşir. Doğu ile batı arasında iyi ilişkiler kuran Kral Midas’ın ünü ise uluslararası boyutlara ulaşır. Avrupalıların bizlerden çok daha iyi tanıdığı Midas ile ilgili, bugün birçok efsane anlatılmakta, mitolojinin önemli unsurlarından birisi olarak değerlendirilmektedir.

Latin Ozan Ovidius’un göre Midas, dağın yamaçlarında dolaşırken tanrı Apollon ile çoban Pan’ın ezgi yarışması yaptıklarına şahit olur. Apollon lir, çoban Pan ise kaval çalmaktadır. Midas, çoban Pan’ın kavalı ile tanrıdan çok daha güzel müzik yaptığını söyler. Tanrı Apollon buna kızar ve güzel seslerden anlamadığını düşündüğü Midas’ın kulaklarını uzatıp, eşek kulağına dönüştürür. Midas, eşek kulaklarını herkesten saklamak için, büyük bir şapkayı hiç çıkartmadan giymek zorundadır artık. Ancak, saçlarını kestirirken, berberi kulaklarını görür. Berber bu gizemi yıllarca saklar. Ancak bu sırdan kurtulmak için, bir gün toprakta bir çukur açar ve sırrını bu çukura söyleyip, üzerini toprakla örter. Ama ağaçlar ve otlar sırrı duymuşlardır. Yel estikçe, dallarından çıkardıkları seslerle, Midas’ın eşek kulaklı olduğu yayılır Frig ülkesinde.

Tanrı Dionysos, bir gün tüm halkına yemek verir. Bu yemeğe sadece yaşlı Frigyalı Silenos, evinden bile çıkamadığı için gidememiştir. Bunu duyan Midas, yaşlı Silenos’u sarayına getirtir ve 10 gün çok güzel ağırlar. Sonra onu tanrının huzuruna götürür. Tanrı, Midas’ın bu yaptıklarından çok memnun olur. Midas ise bu yaptığı için tanrıdan bir armağan dilemektedir. Armağan olarak Midas’a, dokunduğu her şeyin altına dönüşmesi yeteneğini kazandırır. Artık, Midas’ın erlini yıkadığı su, yediği yemek, ağzına götürdüğü ekmek altına dönüşmektedir. Midas günlerce aç kalır ve sonunda hatasını anlayarak bağışlanmayı diler. Tanrı, bugünkü Sakarya nehrinin bir kolu olan Sart çayı kaynağında yıkanmasını söyler. Midas yıkanır ve dokunduğu her şeyin altın olması özelliğini üzerinden atar. Ama artık, Sart çayı altın üretmektedir. Geçerken dokunduğu dallar, otlar altın olmaktadır. Böylece Frig krallığı

midasın mezarı :sonsuz bir zenginliğe kavuşur.sonsuz zenginlik mutluluk getirmez. Kimer’ler, Frig krallığını istila etmek ister. Midas, şehrin düşeceğini anlayınca, kale surlarından atlayarak intihar eder. Ölümünden sonra Frig’ler onun için çok büyük bir cenaze töreni düzenlerler. Önce ahşap bir oda hazırlanır ve Midas’ın cenazesi buraya getirilir. Ahşap odaya sadece çok yakınları girer. Odadaki bakır kaplarda yemek hazırlanır. Masa etrafında toplanan yakınları hazırlanan bu yemeği yerler. Tabakları, masayı ve yemeğin kalanının yer aldığı 3 bakır kazanı bırakarak ahşap mezardan çıkarlar. Ahşap odanın üzerini önce taşlarla, sonrasında kum, toprak ve çakıl ile örtmeye başlarlar. Örttükleri çakıl ve kumun yüksekliği 55 metreye, eni ise 350 metreye ulaşır. Bu mezar kapatma sistemi, Friglerin alışagelmiş yöntemidir ve adına Tümülüs mezar denmektedir. Midas’ın mezarı dünyanın en yüksek ikinci tümülüsüdür. Birincisi ise Manisa Serdes’te bulunmuştur. Frigler günümüze 250 kadar Tümülüs mezar bırakmıştır. Midas’ın mezarının diğer Tümülüslerden tek farkı, mezarın merkezinin ahşap olmasıdır. Dünyanın ahşap kullanılan ilk mezarı Midas’ın mezarıdır. Midas’ın mezarına, Zonguldak’lı maden işçilerinin çabası ile yakın dönemde tepeden içeri girilerek ulaşıldı. Mezar içinde bulunan eşyalar, bugün Anadolu Medeniyetleri müzesinde, diğer Frig eserleri ise, mezarın hemen yanındaki Yassıhöyük müzesinde sergilenmektedir.

Bugünkü adı Yassıhöyük olan, antik şehir Gordion’da kazılar hala sürüyor. 1963 yılında 15 bin metrekarelik alanda kurulan Gordion müzesi, her ne kadar çok ziyaret edilmese de, bugün Türkiye’nin en önemli müzelerinden birisidir. Müzede, Frig yazıtlarını yanı sıra, kullanılan dönemin kap kacakları ve mezar kalıntıları görülebilir. 1893 yılında keşfedilen Gordion antik şehrinde de birçok kalıntı ve Yazılıkaya bulunmaktadır.

Frig yolu, antik dönemde hüküm sürdükleri Ankara, Afyon, Eskişehir, Kütahya arasında o zaman kullanılan bir yoldur. Yol uluslararası standartlara göre işaretlenmiştir. Yürüyerek veya bisikletle gidilebilir. Yolun toplam uzunluğu 506 kilometredir. Frig vadilerinden geçen yol, Yazılıkaya’da birleşir. 

Kaynakça:https://tarihportali.net/frigyalilar-hakkinda-bilgi-maddeler-halinde http://www.anadoluuygarliklari.com/frigler/frigler-anadolu-uygarliklari/ https://www.gezintihaberleri.com/?Syf=18&Hbr=995260&/Yel-estik%C3%A7e,-a%C4%9Fa%C3%A7lar%C4%B1n-dallar%C4%B1ndan,-otlar%C4%B1n-yapraklar%C4%B1ndan-%C3%A7%C4%B1kan-seslerle,-Midas%E2%80%99%C4%B1n-e%C5%9Fek-kulakl%C4%B1-oldu%C4%9Fu-yay%C4%B1l%C4%B1r-Frig-%C3%BClkesinde.-Polatl%C4%B1-yak%C4%B1n%C4%B1ndaki-Gordion-ant

http://mezopotamya.tripod.com/frigya.htm

https://anadoluuygarliklarii.weebly.com/frigyal305lar.html

https://tarih.ihya.com/medeniyetler-tarihi/friglerde-olu-gomme-gelenegi.html

https://tarih.ihya.com/medeniyetler-tarihi/friglerde-olu-gomme-gelenegi.html

Çanakkale Truva (Troya)

TRUVA HARİTASI ile ilgili görsel sonucu

Türkiye’nin Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ilk kültürel değerlerinden. Brad Pitt’in başrolünde oynayıp ortalığı toz duman ettiği Troy filmine konu olmuş, hakkından efsaneler yazılmış, yurdumuzun sınırları içindeki en eski arkeolojik yapılardan biri Troya Antik Kenti.

İlk amatör kazılar 1870 yılında Homeros’un İlyada (İliada) Destanı’nı okuyup etkilenen Schliemann tarafından yapılmıştır.Bu eserleri müzelere satmaya çalışan ama gerçekliğine kimseyi inandıramadığı için başaramayan Schliemann, 1890 yılında ölümünden çok kısa bir süre öncede Troya Hazinesi’ni Berlin Ulusal Müzesi’ne hediye etmiş.

Truva (Troya) Tarihi

M.Ö. 3000’li yıllara kadar uzanmasıyla insanlık tarihinin en eski yapılarından biri olan Troya, tam 9 kez yıkılıp yeniden yapılmış ve farklı dönemlere ait 33 katman olduğu saptanmış.

Troya Savaşı Efsanesi

Troya’nın popülerliği sadece bulunan tarihi kalıntılarından gelmiyor. Tarihin ‘aşk, kahramanlık ve uygarlık yuvası‘ olarak isimlendirdiği Troya (Truva) Antik Kenti üzerine destanlar yazılmış ve bu destanlar Troya’yı günümüze kadar daha da efsaneleştirmiştir. Bu eserlerden en ünlüsü ise Homeros’un İlyada (İliada) Destanı’dır.

Troya şehrinin kuruluş efsanesine göre deniz perisi Thetis ile denizler tanrısı Okeanos’un kızı Elektra, Zeus’un eşi olan Dardanos’u dünyaya getirmiştir. Dardanos’un torunu İlus da Troya kentini kurmuştur.

Şehrin kuruluşu gibi, dünyaca ünlü Troya Savaşı’nın temelleri de mitolojik bir hikayeye dayanır. Tüm zamanların en iyi savaşçısı olarak gösterilen ve yarı tanrı olan Akhilleus’un babası kral Peleus ile deniz tanrıçası Thetis için Olympos’ta bir düğün merasimi yapılır. Bu düğüne çağrılmayan nifak tanrıçası Eriş çok sinirlenir ve intikam almak ister. Üzerine ‘en güzele’ diye yazdığı altın elmayı tanrıçaların masasına atarak, adına yakışır bir şekilde nifak tohumu ekip, en güzel benim diyen tanrıçalar arasında kavga çıkmasına sebep olur.

Günümüz dünyasında düğüne çağrılmayan sıradan bir akrabanın bile ne nifak tohumları ekebilecek kapasitede olduğunu düşününce, nifak tanrıçasını düğüne çağırmamak için kafayı yemiş olmak lazım galiba.

Bu olayda Tanrıların Kralı Zeus’tan hakemlik yapması istenir. O da İda Dağı’nda çobanlık yapan Paris’i hakem olarak seçer. Paris, Troya’ya uğursuzluk getireceği için yıllar önce İda Dağı’na ölmesi için bırakılmış ama ölmeyip bir ayı tarafından büyütülerek cesur bir savaşçı haline gelmiş, Troia Kralı Priamos’un oğludur.

Tarihte bilinen ilk rüşvet verme olayı burada gerçekleşir. Hera, Aphrodite ve Athena altın elmayı kendisine vermesi için Paris’e çeşitli vaatlerde bulunurlar. Paris, altın elmayı kendisine “Sana dünyanın en güzel kadınını vadediyorum” diyen Aphrodite’e verince, Troya’nın sıkıntılı tarihi başlamış olur. Bu duruma bozulan diğer tanrılar Paris’e lanet ederler ve ülkesini felaketlere uğratmaya yemin ederler.

Troya’ya gelen Paris’in İda Dağı’nda ölüme terkedilen prens olduğu anlaşıldığında, kendisi saraya davet edilir. Yunanistan’a giden Paris, davet esnasında Sparta Sarayı’nda Menelaos’un dünyalar güzeli eşi Helene ile tanışır ve ona aşık olur. İki sevgili Aphrodite’nin yardımıyla şehirden kaçarak Troya’ya dönerler ve böylece Akhalar ile Troya halkı arasında yaklaşık 10 yıl sürecek olan Troya Savaşı’nın sebebi oluşmuş olur.

Truva Savaşı

Truva Antik Kenti’nin en önemli eserlerinden biri Athena Tapınağı’dır. Büyük İskender’in generallerinden Lysimachus’un M.Ö 300 yıllarında inşa ettirdiği tapınak daha sonra Roma İmparatoru Augustus döneminde yenilenmiştir. Tanrıça Athena’nın onuruna her yıl gerçekleştirilen kutlamaların merkezi durumundaydı. Kentin en iyi korunmuş eserlerindendir. Bununla birlikte yolun sağ tarafında Roma hamamlarının kalıntıları ve Odeon isimli müzik performanslarının gerçekleştirildiği küçük bir tiyatro bulunur. Odeon’un tarihi M.S 1. yüzyılın sonlarına uzanır. Kentin ucunda bulunan Truva Sarayı’ndan ise bugüne pek fazla kalıntı kalmamıştır. Burada yapılan çalışmalarda büyük yiyecek depoları bulunmuş, sarayın en azından bir süre için depo olarak kullanıldığı sonucuna varılmıştır.

kaynakça: https://derstarih.com/truva-antik-kenti/ https://www.gezihocasi.com/canakkale-truva-troya-antik-kenti-hakkinda-bilgi/

Urartular(dünyanın ilk barajı En erken mezat anıtları)

urartu haritası ile ilgili görsel sonucu

-Urartu, güneybatı Asya’nın eski bir ülkesidir, Karadeniz’in güneybatı kesiminde ve Hazar Denizi’nin güneybatısındaBugünkü sınırlarıylaysa  bölge Ermenistan, doğu Türkiye ve kuzeybatı İran arasında bölünmüştür.-Urartu, M.Ö. 13. yüzyılın başlarından itibaren Asur kaynaklarına göre 9. ve 8. yüzyıllarda Ortadoğu’da önemli bir siyasi güç kazanmıştır. Urartular, M.Ö. 6. yüzyılda Ermeniler tarafından bölgeye getirildi. Akdenize kadar uzanmıştır.Dogu anadoluda halebe kadar uzanır.Asur devleti urartuyu devlet olarak tanır.

-“Urartu” Asur kökenli bir kelimedir. Urartuların kendilerine modern Van’da bulunan Tushpa (Turushpa) başkentlerinden bahsedilir. Urartu yerleşimlerinin çoğu Fırat Nehri’nde bulunur. Fırat Nehri Türkiye’den  geçmektedir.

  • Urartu Devleti krallıkla yönetilmiştir. Ülkeyi eyaletlere ayıran Urartular, valileri merkezden atayarak merkezi otoriteyi güçlü tutmayı amaçlamışlardır.
  • Ölümden sonraki hayata inanan Urartular, bu inançlarının etkisiyle mezarlarını oda ve ev biçiminde yapmışlar, mezarlara ölüyle beraber değerli eşyalarını da koymuşlardır.
  • Urartularda halkının önemli bölümü tarım ve hayvancılık faaliyetleri ile uğraşmıştır. Urartular sulama kanalları açarak verimi artırmayı amaçlamışlardır.
  • Urartular taş ve maden işlemeciliğinde oldukça ilerlemişler, yaptıkları kaleler, saraylar, tapınaklar ve su kanallarının kalıntıları günümüze kadar gelmiştir. (Toprakkale, Çavuştepe, Patnos ve Kayalıdere kaleleri).
  • Urartuların dili Ural – Altay dillerine benzemektedir. Türkçeye benzeyen Urartu dili sabit köklere takılar eklenerek kullanılmıştır.
  • Urartular Asur çivi yazısını ve hiyeroglif yazısını kullanmışlardır.
  • Urartularda kral ülkeyi savaş tanrısı Haldi adına yönetirdi.
urartu ölü yakması ile ilgili görsel sonucu
fıbula urartular ile ilgili görsel sonucu
fibula(kemikten süs eşyası)
-Dini konular üzerine yazılmış bir takım Urartu yazıtları, Ishpuini’nin hükümdarlığının sonuna kadar uzanıyor. Öyle görünüyor ki, o zaman devlet dini biçimi almış ve Urartu panteonunun hiyerarşisi onlar tarafından kurban edilen bir liste ile ifade edilmiştir.

-Sulama yoluyla ülkenin üretkenliğini artırmak için tasarlanan mühendislik projelerinin ilk kanıtı, Meinua dönemine aittir. Bol bir bahardan Van’ın güney kenarına kadar yaklaşık 45 kilometre uzunluğa sahip “Meinua Kanalı” dır.
-Yazıtlarda geçen ilk urartu kralının adı Aram’dır.Bilinen son Urartu kralı 4.Rusa’dır.4.Rusa yönetim merkezini Teişebaini’ye taşımıştır.Bu dönemde büyük göçler yaşanmıştır.Aynı zamanda bu dönem içerisinde Asur krallığı da sona ermiştir.

-Bilinen 15 tane Urartu hükumdarı vardır.

-3.Sarduri Asur kraliyet yıllıklarında bahsi geçen son Urartu kralıdır.Devletin gerileme dönemi hükumdarı olup,ülke kimmerler ve medlerin baskılarıyla yıpranmıştır.

-Sulama kanallarıyla ünlüdürler.Geliştirdikleri sulama kanallarıyla tüm şehri boydan boya ağ gibi sarmışlardır.

-1.Argişti devri devletin en parlak dönemidir.Bu dönemde Askeri ve ekonomik açıdan zirve görülmüştür.Dünya da ilk sulama kanalları(şamran) ve baraj yine bu dönemde yapılmıştır.Erebuni kalesi Urartu topraklarına katılmıştır.

-Kralların sözlerine bakılarak milattan önce 13. yüzyılda Urartuların tek bir devlet olmadıkları birçok ayrı devletten oluştukları söylenebilir.Bu aşiretler 1.Sarduri döneminde birleşmiştir.Aramsa birleşik ararat krallığında geçen ilk kral ismidir.

-Tevrat’ta Urartulardan Ararat olarak ,Asur yazıtlarındaysa Uruatri olarak bahsedilmiştir.

-Van kalesindeki anıtsal yazıtlar,ilk Urartu yazıtları 1. Sarduri dönemine aittir.

-Ok-kalkan üretimi,çanak çömlek yapımı,taş seramik ve eşyacılık, bronz oymalar,duvar yazılarına Urartu döneminde rastlanır.

-Urartu dönemi boyunca Güneydeki düşmanları Asurlarla mücadele etmiştirler.Ayrıca Menua döneminde kuzeydeki yerel beyliklere ,Erzurum’daki yerel beyliklere de sefer düzenlenmiştir.

-Bu dönemden duvar resimlerine Erivan-Erebuni kalesinde rastlanır.Bunlar günümüze  kadar korunmuş ve müze haline getirilmiştir.Erebuni müzesinde görülebilir.

-Çok tanrılı bir dini inançları vardır.Belli tanrılar belli kelimeleri temsil eder.(Hara yol,Teişaba fırtına ve gök gibi)

-Mezarlarında kazılarda günlük eşyaları da bulunmuştur.Buradan ölümden sonraki yaşama inandıkları çıkarılabilir.

Ölü gömme adetleri

Nekropolü kurtarmak üzere bakanlığın izinleriyle Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rafet Çavuşoğlu başkanlığında gerçekleştirilen kazılarda ulaşılan ve bir karı- kocaya ait olduğu tahmin edilen insan iskeletleri bilimsel açıdan bir ilk olduğu kaydedildi.

urartu geleneklerden ilki, ölülerin yakılarak (kremasyon) küllerinin bir çömleğin içine konuldukları Urne tipi gömü, ikincisi ise ölülerin toprağa, anne karnındaki duruş biçimi olan hoker tarzında yerleştirildiği toprak mezar (inhimasyon) tipi. Kazı alanının güneye bakan kısmında ve yüzeyin yaklaşık yarım metre altında ise büyük ölçüde kırık 8 adet Urne mezar ortaya çıkarıldı.
URARTU UYGARLIĞINDAN KALMA 6 TARİHİ ESER
Van Kalesi / Tuşpa Kaya Mezarları Van tarihi yerler deyince ilk akla gelen yer Van Kalesi olacaktır. Urartu -kralı I. Sarduri tarafından M.Ö. 840-825 tarihleri arasında kurulmuştur. 
İç Kale ve Eski Saray. İç Kale ve Eski Saray da Van’da bulunan Urartu dönemi yapıları arasındadır. …
Analıkız Kutsal Alanı …
Sardur Burç …
Surlar.


kaynak:  https://tr.wikipedia.org/wiki/Urartular
https://www.tarihbilimi.gen.tr/makale/urartular/

Göbeklitepe(Dünyada ki ilk tapınak )

Göbeklitepe Urfa kent merkezine 15 km uzaklıkta. 15 hektarlık yapay kireç taşı tepeler tamamen insan yapımı. Göbeklitepe kazıları 1995 yılında Klaus Schmidt tarafından başlatıldı. Şanlıurfa’da tarlasını sürerken bulduklarını Urfa Müzesi’ne teslim eden Mehmet Kılıç, ezber bozan kazıların başlamasına neden oldu.

Aslında 1964’te başlayan Çayönü kazıları ve 1978’de kazılan Nevali Çori Taş Çağı ile ilgili bildiklerimizi yeniden düşünmemiz gerektiğine dair bir çok ip ucu sağlamıştı ancak o dönemde istisna olarak değerlendirilip anlamlandırılamamıştı. Çayönü kazılarında Halet Çambel ilk defa çok geniş bir alanı kazmaya karar verdi. Taş Çağı sanıldığından daha gelişmiş avcı-toplayıcı kültürlerle tanışmamıza neden oldu dahası Taş Çağı için telaffuz etmeyi dahi düşünmeyeceğimiz tapınak, inanç merkezi, hiyerarşi, tapınak, soyut düşünme kavramlarını kullanır olduk.

Slide02
Slide03

Göbeklitepe Nedir?

Slide05

Göbekli tepe kült merkezi olarak tanımlanmıştır. İnanç merkezi olarak 200 km2 lik çok geniş bir alandan ibadet içininsanların burada toplandığı anlaşılmaktadır. Etrafı henüz kazılmadığı için burada yerleşim yeri olup olmadığı henüz bilinmiyor ancak tapınakların büyüklüğü ve yoğunluğu, burasını diğer kült merkezlerinden farklı kılıyor.

Anadolu

Slide08

Tarım Bereketli Hilal’de ortaya çıktı ancak araştırmalar Eriha’da ve daha güneyde yoğunlaştı. Anadolu Taş Çağı’nda geçiş bölgesi konumundaydı. Şimdi Taş Çağı’nın kalbi konumunda.Göbeklitepe’de dönemine göre oldukça ileri mimari tekniklerin kullanıldığı da bir gerçek.Günümüzde genetik biliminin katkısı ile birçok varyasyonu bulunan buğday, buluntulara göre ilk olarak Göbeklitepe civarında yetiştirilmiş.

Göbeklitepe benzeri başka yerler de var mı?

Olduğu düşünülüyor ancak Suriye’de kazılar güvenlik nedeni ile yapılamıyor. Yine de uzmanlar güneye indikçe Levant kültürünün ağır bastığını ve Göbeklitepe’nin büyüklüğü nedeni ile eşsiz olduğunu düşünüyor. Kazılar yapılmadan yine de temkinli olmak gerekiyor.

Göbeklitepe Neden önemli?

Nevali Çori’de Göbeklitepe tapınaklarının benzeri bir kült alanı ortaya çıkarıldığında bilim dünyası çok şaşırmıştı. Baraj suları altında kalmadan telaşla kazılan Nevali Çori Göbeklitepe’nin habercisiydi. Bu kazılarda çalışan Klaus Schmidt, arazi keşfine çıktığında yüzeyden fark edilen dikilitaşların başlarını fark etmişti.

Bunun nedeni Anadolu’nun kültür devrimini gerçekleştiren bölge olmasıydı. Eriha da daha eski dönemde yerleşim yerleri mevcut ancak günümüz medeniyetinin temel taşları olan toplumsal değişimler burada tetiklendi. Toplumsal organizasyon, hiyerarşi, inançlar, eşyalarla kurulan ilişkiler, şölen kültleri bunlardan en önemlileri.

Dikilitaşlardaki semboller neyi ifade ediyor?

Bkz: ilgili Skylife Yazım:https://yoncaeldener.wordpress.com/2020/02/03/yeni-yazim-gobek…de-gizli-bilmece/

Slide06

Göbeklitepe’deki dikilitaşlar olağanüstü sembollerle bezeli. Evcil ve vahşi hayvan sembolleri ve heykeller mevcut. Merkezdeki iki dikilitaşların üzerindeki kollar ve önde kavuşturdukları eller, dikilitaşların insanı temsil ettiğini düşündürüyor. Bu önemli çünkü Paleotilik dönem mağara resimleri vahşi hayvan ve av sahnelerini gösteriyor. Göbeklitepe’deki insanlar kendi insan konumlarını diğer canlılardan ve doğadan farklı konumlamaya başlamış olabilirler. Klaus Schmidt’in en önemli tespitinin “Burası insanoğlunun doğanın parçası olmaktan çıkıp ona hükmetmeye giden yolu atığı yerdir”  demesi olduğunu düşünüyorum. Bu zihniyet dönüşümü, günümüz medeniyetinin temel bakışını oluşturmuştur.Mağarada duvarlarındaki avcılığı temsil eden resimlerden ziyade burada hayvan figürleri tek ve kabartma olarak işlenmiş, sanatsal açıdan farklı bir anlayışı etkileyici biçimde yansıtmaktadır. Taşlar üzerinde işlenmiş akrep, tilki, boğa, yılan, yaban domuzu, aslan, turna ve yaban ördeği figürleri yer almaktadır. Bir kısım arkeoloğa göre bu hayvan figürleri tapınağı ziyaret eden farklı kabilelerin sembolü olarak nitelendiriliyor.

Bir başka teze göre dikilitaşlarda yer alan sembollerin taş çağı insanının okuduğu ortak bir hikayeyi anlattığı yönünde. Hiyerogliflerin atası Göbeklitepe sembolleri midir önemli bir soru…

Göbeklitepeyi kimler yaptı ve neden yaptılar?

Göbeklitepe’yi avcı-toplayıcı insanlar inşa ettiler. Bir kilometre ötedeki taş ocaklarından dikilitaşları şekillendirdiler ve taşıdılar. 50 tona yakın, 4-5 metre uzunlukta, harika el işçiliği ile yapılmış taşları inanç merkezi olarak inşa ettiler. Burada bulunan obsidyen taşlar oldukça uzak yerlerden getirilen volkanik taşlar. Bu dönemde bölgeler arası değiş-tokuşun alan olarak büyüklüğü de önemli bir not. İletişimin bölge sınırları oldukça geniş.

Göbeklitepe’yi inşa edenlerin yok olan Atlantisvari bir gelişmiş topluluk olduğu, uzaylıların yaptığı veya Nevali Çori ve Çatalhöyük ile devam eden ve batıya yayılan  zincirin başlangıcı olduğu düşünülüyor. Ancak bana göre bunu taş çağı insanı yapmıştır ve bu insanlar sandığımızdan çok daha gelişkin düşünme ve organizasyon becerilerine sahiptirler.

Tapınakların birbiri ile savaşan kabileleri inanç etrafında toplayarak barış sağlayan ve şölenler etrafından bir kültür geliştiren insanlar olduğu dile getiriliyor.

Taş Çağı neden önemli?

Taş Çağı çanak çömlekli ve çanak çömleksiz olarak iki döneme ayrılıyor. Göbeklitepe çanak çömleksiz döneme tarihlenmiştir. Taş Çağı tarım devriminin gerçekleştiği ve yerleşik hayata geçildiği dönem olması nedeniyle çok büyük atılıma neden olmuştur.

Tarım nasıl gelişti?

Taş Çağı kazıları tarıma nasıl geçildiği sorusuna cevap aramak üzere yapıla gelmişti çünkü ortaya çıkan şaşırtıcı kavramların bu dönemde olmadığı düşünülüyordu. Tarımın nasıl geliştiği ise bilinmiyor ancak yerleşik hayata geldiğinde yabani tahıılın depolandığı ve tarım yapılmadığı dönemler olduğu biliniyor.

Kaynakça: https://yoncaeldener.wordpress.com/gobekli-tepe-hakkinda-bilgi/ https://www.yerelnet.org.tr/tarihi-yerler/gobeklitepe/?gclid=CjwKCAjw3-bzBRBhEiwAgnnLCgGi2hoO4QeZw54QzaY8ExYeP2aPUsWyTkFiOQGmG7fiSi75XSy4LxoCUzAQAvD_BwE

Çatalhöyük

Neolitik çağdan günümüze kadar ulaşan kalıntılar arasında en çok dikkat çeken yer, Konya’nın Çumra ilçesinde yer alan Çatalhöyük. 2012 yılında UNESCO’nun Kültür Mirasları Listesi’ne girmiştir.Antik şehir 1960’lı yıllarda İngiliz Arkeolog Mellaart tarafından keşfedildikleten sonra dünya gündemine girdi.Şu anda İngiliz Arkeolog Prof. Dr. Ian Hodder tarafından yönetilen kazı çalışmaları, 2017 yılında geniş bir kapsamla başlatılmıştı

çatalhöyük ile ilgili görsel sonucu

2.000 yıl boyunca kesintisiz yerleşim gören Çatalhöyük, dönemin en büyük ve en kalabalık yerleşimlerinden biri olarak kabul ediliyor.Bu dönemde mezopotamya dışında böylesine büyük bir yerleşimin olması dolayısı ile de oldukça şaşırtıcı bir yer.

Çatalhöyük tarım faaliyetleri yürütmeye başladığı geçiş dönemine tanıklık ediyor. Yani avcılık ve toplayıcılık tarih oluyor, Çatalhöyük’te insanlar üreticilik yapmaya başlıyorlar. 

Çatalhöyük’te merkezi bir yönetim mekanizması, yani hükümeti andıran bir yönetim sistemi ya da yönetici yoktu. Barış ortamı buna rağmen sağlanabilmişti.

Tamı tamına 18 farklı yerleşim katmanı görülüyor. Bu katmanlarda insanların sosyal olarak örgütlendikleri, birbirlerine yerleşik hayata geçiş propagandaları yapmak için kullandıkları duvar resimleri var. Bunlar, antik dönemin ilk afiş örnekleri olabilir. Ayrıca bu höyükte heykeller, rölyefler ve sanat amacıyla yapıldığı tespit edilen resimler de var.

çatalhöyük reklam afişleri ile ilgili görsel sonucu

8200 yıllık bu harita, 3 metre uzunluğa, 90 santimetre genişliğe sahip. Şu anda Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergileniyor.Kapısız ve sokaksız şehir yapısıyla, çatısından girilebilen evlerin yığma bir şehirleşme yaygınlaşıyor.

çatalhöyük haritası ile ilgili görsel sonucu

Şehirde bulunan bir duvar resmi, sanki volkanik aktiviteyi anlatmaya çalışan bir eser gibiydi. Waikato ve Hacettepe üniversiteleri araştırmaları tamamladı, çizim 7000 yıl öncesine tarihlendi. Aynı zamanda 130 kilometre uzaklıkta bulunan Hasan Dağı’ndan alınan numuneler incelendi, resmin çizildiği dönemde bu dağın aktif bir volkan olduğu keşfedildi.

6 katmandan itibaren bulunan kanıtlara göre Çatalhöyük toplumu buğday, arpa ve bezelye yetiştirmeyi öğrenmişti. Hatta yetiştirilen arpalar, evcilleştirilen sığırlara besin kaynağı olarak kullanılıyordu.

çatalhöyük duvar resimleri ile ilgili görsel sonucu

Alışılmışın dışında bir mimariye sahip olan Çatalhöyük’teki yaklaşık her iki evin başına bir tapmak (tapınılan yer) alanı düşüyordu. Hatta evlerin bazıları sadece tapınma amaçlı kullanılıyordu, bu mekanlarda hayvan başları ve boynuzları vardı.

Tuhaf olan şey, Çatalhöyük’te bugüne kadar herhangi bir din adamının izine rastlanmamış olmasıydı. Çatalhöyük’teki dini inancın “her şeyin tanrısı olan kadın tanrıça” etrafında şekillendiğine dair şüpheler çok fazla. Benzer inancın izlerine Mezopotamya toplumlarında da rastlanıyordu.

çatalhöyük tapınılan yer ile ilgili görsel sonucu

Ölen kişiler, kendi evlerinin tabanına hocher (cenin) pozisyonunda gömülüyorlardı:Ayrıca volkanik bir kayaç türü olan obsidyenden yapılmış bıçaklarla oyulup, yukarıdaki heykelde olduğu gibi volkan camının içerisinde muhafaza edildikleri görülüyor.

çatalhöyük pozisyonu ile ilgili görsel sonucu

Neolitik ve Kalkolitik Dönem tabakaları

Çatalhöyük doğu ve batı doğrultusunda yanyana iki höyükten oluşuyor; doğudaki Neolitik, batıdaki ise Kalkolitik döneme tarihleniyor.

Çatalhöyük’teki konutlar birbirine bitişik olarak planlanmış ve konutların kapısı çatılarda yer alıyor. Çatılara tahtadan yapılmış bir merdivenle çıkıldığı düşünülüyor.

Her konutta en az bir platform var ve ölülerini bu platformların altlarına gömüyorlar. Yani konutlarda ölülerle beraber yaşam söz konusu. Bu durum ata kültü ile ilişkilendiriliyor. Ölülerin yanlarında ise diğer dünya inancını gösteren ölü hediyeleri bırakılıyor.

Çatalhöyük evlerinin duvarlarında çok çeşitli resim panoları mevcut. Bazılarında geometrik bezemeleri kilim desenleri, içiçe daireler, av sahneleri, dans sahneleri, yıldızlar, akbabalar, leoparlar, kuşlar, geyikler gibi birbirinden çeşitli betimlemeler yer alıyor. Duvar çizimlerinin sıklaştığı alanlar, ev içi insan gömülerinin de bulunduğu yerler. 

Çatalhöyük’te ele geçen alet ve malzemelerin hemen hepsi taş, pişmiş toprak, baltalar, sığ tabaklar, yüksek kabartma bereket tanrıçası motifleri ile süs eşyası olarak kullanılan bilezik ve kolyeler. Pişmiş topraktan iri taneli hamura sahip, çarksız siyah ve kiremit renkli kaplar ve çanaklar bulunmuş. Çatalhöyük Ana Tanrıça Kültü’nde yer alan ana tanrıça ve mukaddes hayvan figürü de pişmiş topraktan yapılmış. Bu kadın heykelcikleri genellikle, genç kadın, doğuran kadın ve yaşlı kadın olarak betimlenmiş. Her ne kadar bu figürinler toplum tarafından ana tanrıça olarak bilinse de, toplumda prestij elde etmiş yaşlı kadınları temsil ettiği düşünülüyor.Kemikten yapılmış kesici ve delici aletler ile obsidyenden yapılmış mızrak ve ok uçları Çatalhöyük’te kullanılan en önemli malzemelerdir.

ana tanrıça heykeli ile ilgili görsel sonucu

Kaynakça: https://arkeofili.com/10-maddede-neolitik-yerlesim-catalhoyuku-anlamak/

https://www.webtekno.com/konya-da-yer-alan-insanlik-tarihinin-ilk-sehri-catalhoyuk-hakkinda-10-carpici-bilgi-h59832.html

İlk Çağda Anadolu Uygarlıkları

ilk çağda anadolu uygarlığı ile ilgili görsel sonucu

Anadolu , Asya kıtasının batıya uzanan ek yarımadasıdır . Üç kıtanın ortasında bulunmaktadır . Anadolu eski çağlardan beri insanların dikkatini çekmiş , önemli bir yerleşim ve uygarlık merkezi olmuştur .

Bunun nedenlerini şöyle sıralayabiliriz :

Coğrafi konumunun elverişliliği
İklimin insanların yaşamasına elverişli olması
Doğal kaynakların bol olması
Su kaynaklarına, verimli ovalara sahip olması .

Bundan dolayı yurdumuz çok sayıda uygarlığın kalıntılarını topraklarının altında ve üstünde barındıran tarihi zenginliği çok fazla olan bir ülkedir .

Tarih öncesinde Anadolu’da bulunan başlıca yerleşim merkezleri ve buluntular şunlardır :

Karain Mağarası ( Antalya yakınlarında ) – Yontma Taş Çağı Dünyanın en büyük doğal mağaralarından biridir.
Hacılar Köyü kalıntıları ( Burdur Yakınlarında ) – Cilalı Taş çağı:Hamile kadın(anatanrıça heykeli bulunur.Boyalı kap kacak ürettikleri görülür.
Çatalhöyük ( Konya yakınları ) – Cilalı Taş Çağı
Alişar ( Yozgat yakınlarında ) – Maden Çağı
Alacahöyük ( Çorum yakınlarında ) – Maden Çağı Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır.
Truva ( Çanakkale yakınlarında ) – Maden Çağı

Kaynakça:http://www.sahajayogaportal.org/anadolu-medeniyetleri/anadolu-uygarliklari.html

Karatepe Aslantaş Açık Hava Müzesi – Osmaniye

Karatepe Aslantaş Açık Hava Müzesi – Osmaniye

karatepe aslantaş açıkhava müzesi ile ilgili görsel sonucu

Karatepe Aslantaş Açık Hava Müzesi Son Hitit dönemine rastlayan MÖ 8’inci yüzyılda kendisini bölge hükümdarı olarak tanıtan Asativata tarafından kuzeyden gelecek saldırılara karşı bir sınır kalesi olarak yaptırılan yerdir.

1946 yılında alman arkeolog Prof. Dr. H. Bossert başkanlığında kazı çalışmalarına başlanmıştır. Kalenin temeli taştan, üstü ise kerpiç ve burçlarla donanmış, MÖ 700 dolaylarında Asur saldırılarına uğramış olan kale yakılıp yıkılmıştır. Hiyeroglif yazılarının en uzun çift dilli metinlerinin okunduğu yerdir. Bundan dolayıdır ki Anadolu’da MÖ 2000 yılına kadar giden hiyeroglif yazıların tamamı okunabilmiştir.

Türkiye’nin en büyük ve ilk açık hava müzesi olan Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi özellikle yabancı ziyaretçiler tarafından büyük ilgi görmektedir.

kaynakça:https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/osmaniye/gezilecekyer/karatepe-aslantas-acik-hava-muzesi

Hitit Devlet Yönetimi ,Kadeş Antlaşması Mührü Ve Eflatunpınar Hitit Su Anıtı

Çağdaşlarına göre gelişkin bir idari ve askeri yapıya sahip olan Hitit devleti, mutlak bir
monarşi olarak kabul edilmektedir. Dinle yakın ilişkisi olan Hitit devlet sisteminin diğer
toplumların inanç sistemlerine ve tanrılara da hoşgörülü olması sonucunu doğurduğu
düşünülmektedir Hititler’in hem toplumsal hayatta hem de devlet
yapılarında dine vermiş oldukları önem, ele geçirilen tabletlerden açıkça anlaşılmaktadır
Dinin toplum ve devlet hayatında belirleyiciliği yalnız Hitit toplumuna özgü bir
durum değildir. Yaşarken tanrısal niteliği olmayan Hitit kralı tanrıların yeryüzündeki temsilcisi
olarak kabul edilmiştir . Tüm bunlardan hareketle Hitit devlet yapısının
otokratik ve teokratik özellikler gösteren ve veraset sistemine dayalı bir monarşik nitelik taşıdığı söylenebilir.

Bunlardan en önemlileri, Tabarna veya Labarna
olarak bilinen Büyük Kral, Tavananna olarak bilinen Hitit kraliçesi ve Pankuş adı verilen bir
meclis yapılanmasıdır. Ayrıca veliaht prens, askeri ve sivil valiler ile üst düzey diğer kamu
görevlilerinden de bahsetmek mümkündür. İlk eş kraliçe devlet yönetiminde tavananna olarak devam eder.Kral ölse bile tavananna devam eder.Kral aldığı bütün kararları pankuş meclisinde onaylatmak zorundadır.Askerlik herkesin görevidir.Adil olarak idam vardır.İnsancıl şiddet yoktur.Kadın ve erkek her şekilde eşit ve özgürdür.

Bir görüşe göre, Hitit ve dünya tarihi açısından çok önemli olduğu kabul edilen Telepinu
Yasası bir anayasa niteliğinde olup dünya tarihinin ilk yazılı anayasası olarak kabul edilmelidir.
Böyle düşünülürse Hitit anayasasının kraliyet sarayı ve Meclisine ilişkin hükümler de içermesi
nedeniyle, Panku bir anayasal kurum

Kaynakça:https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/725805

Hititlerde başrahip, başyargıç ve başkomutan da olan Kraldan sonra en yetkili kişi kraliçe olan Tavananna’dır. Puduhepa, kraliçe olunca kendisine verdiği sözü tuttu. Kadeş Barış Antlaşması’nı kendi mührüyle imzaladı.Üçgen çift başlı kartal hititlerin güneşi olarak betimlenir.

hitit kraliçe mührü ile ilgili görsel sonucu

Kadeş Antlaşması

Akkadça ve Mısır dilinde yazılan Kadeş Antlaşması, gümüş bir tablet üzerine yazılarak, bir yüzünde III.Hattušili, diğer yüzünde Puduhepa’nın mührü ile Mısır’a gönderilmiş fakat günümüze kadar ulaşamamıştır.Kadeş Barış Antlaşması’nın tabletinin bir kopyası bugün New York’ta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin girişinde sergileniyor.

Eflatunpınar Hitit Su Anıtı – Konya

eflatunpınar su anıtı ile ilgili görsel sonucu

Eflatunpınar Hitit Su Anıtı, Konya İli, Beyşehir İlçesi, Sadıkhacı Beldesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Hititler, dünya uygarlık tarihinde yaklaşık bin yıllık egemenlik döneminde devlet yapısını, sosyal, ekonomik ve dini hayatı yansıtan çeşitli somut kültür varlıkları bırakmışlardır.

Eflatunpınar Hitit Su Anıtı, Hititler’den sonra da fonksiyonunu kaybetmeden bugüne kadar ayakta kalabilen bu sistemin en güzel örneğidirEflatunpınar Anıtı’nın Büyük Kral Tuthaliya IV dönemine ait olduğu düşünülmektedir.Özgün taş işçiliği, kabartmalardaki kompozisyon ve bir açık hava tapınağı olarak düzenlenmesi ile Hitit Uygarlığı’nın diğer kaya anıtlarından ayrılan Eflatunpınar Anıtı, doğal kaya üzerine yapılmamış, birbirine uygun olarak kesilmiş andezit blokların titizlikle birleştirilmesi ile inşa edilmiştir. Doğal bir su kaynağı üzerinde yapılmış büyük bir havuz ve dikdörtgen formda şekillendirilmiş kayalar üzerine kabartma tekniğinde yapılmış tanrı ve tanrıça figürlerinden oluşmaktadır.

014 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne Hitit Kutsal Su Tapınağı olarak dahil edilmiştir. Listeye dahil edilmesindeki Üstün Evrensel Değerler Gerekçesi: Eflatunpınar su havuzunun özelliği, akan suların merkezi havuz sistemi ile toplanarak, gerektiği zaman tasarruflu bir şekilde kullanılan nadir su sistemlerinden biridir. Bu anıt sadece görünüş itibariyle, düzeniyle ve ikonografi yapısıyla ender anıtlardandır, aynı zamanda da yapımı esnasında kullanılan teknoloji ve sanatkarlık bakımından da çok nadide bir anıttır.

Kaynakça:https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/konya/gezilecekyer/beysehir-eflatunpinari-hitit-su-aniti https://www.habernediyor.com/ozel-haber/barisin-simgesi-olan-anadolu-kralicesi-puduhepa-h38.html

Hititler Ve Hitit İnançları

HİTİTLER ile ilgili görsel sonucu

Hititler kafkasyadan gelir.Hititlerin tarih içindeki konumu bilinmiyordu. Gerçi Mısır metinleri ve Tevrata inanırlar.On dokuzuncu yüzyılda buraları gezen Charles Texier , William Hamilton gibi gezginlerin izlenimlerinden öteye gitmemiştir.Yani Anadolu 2000 yılına doğru büyük bir saldırıya ve istilaya uğradı. Bilinmeyen bir sebepten Hind-Avrupa boyları Anadolu’ya göç etmişlerdi. Bunlar Hititlerdi.Hititler yeni yurtlarında, kendilerinden daha gelişmiş bir uygarlığa sahip Hattilerle kaynaşmışlar, onların tanrılarını, mitolojilerini benimsemişler, kullandıkları isimlere sahip çıkmışlardır.İlk Hitit izlerine Kültepe/Kaniş/Neşa’ da rastlanır. Burada bulunan ve Hitit izlerini taşıyan Asurca metinler XIX. Yy. tarihlenir.

Krallık MÖ 1660-1630 yılları arasında hüküm sürmüş I. Hattuşili tarafından kurulmuştur.Murşili’den sonra bir çok kral gelmiştir. Bunlar içinde en önemlilerinden biri Telipinu’dur(MÖ 1535-1510) Telipinu zamanından kalma yazılar hem Hitit tarihine ışık tutmaktadır, hem de Telipinu ilk olarak krallığın kime kalacağını belirlemiştir : “Birinci kadından doğan erkek çocuk kral olur. Eğer birinci sıradan bir prens yoksa, ikinci sıradan olan erkek çocuk kral olur. Bir kral çocuğu, bir oğlan mevcut değilse, bu durumda birinci sıradan olan kız evlendirilir, onun kocası kral olur.”

Bu dönemin ilk kralı II.Tuthaliya’dır. Bu önemli kralın sülalesi Hitit Krallığının sonuna kadar hüküm sürmüştür.

Bu dönemde en önemli kralardan bir Şuppiluliuma’dır.Bir başka önemli kral da Muvatalli’dir . (MÖ 1315-1282). Onun zamanında karışıklıklar bastırılmış ve Mısır’a karşı yapılan Kadeş savaşı başarı ile sonuçlanmıştır. Daha sonra III.Hattuşuli ise ünlü Kadeş Anlaşmasını yapmıştır

Hitit İnançları ve Ana Tanrıça

Hitit dini çok tanrılı bir dindir; panteonun (tanrılar ailesi) içinde binlerce tanrı ve tanrıça vardır ve bunların pek çoğu diğer kavimlerin dinlerinden alınmıştır.Hititler tanrılarını insan gibi görmüş, onlara insani özellikler yüklemiştir. Tanrılarını insan gibi gördüklerinden dolayı, tapınaklarına özel bir önem verirlerdi. Dinsel merkez oldukları kadar, ekonomik merkezler olarak da kullanılan tapınaklarda hediyeler, bağışlar ve tahıllar da saklanmıştır.

Hitit dininde Arinna şehrinin güneş tanrıçası Anadolu’da yeni taş çağı boyunca egemen olan dişi tanrıça (ana tanrıça) geleneğinin devamı olarak görülür. Hattilerin “Vuruşemu”, Hurrilerin “Hepat”, Hititlerin “Arinna’nın güneş tanrıçası”, Geç Hititlerin “Kupaba” ve Yunanların “Kybele” olarak adlandırdıkları tanrıçalar aynı geleneğin ürünleridir.

Hitit’lerin baş tanrısı, göğün (fırtına) tanrısı “Teşup (Taru)” ‘tur. Baş Tanrıça “Arinna” güneş tanrıçası’dır ve Teşup’un eşidir. Oğulları da, koruyucu tanrı “Şaruma” dır. Yazılıkaya açık hava tapınağında bu üçlünün tasvir edildiği kabartmalar vardır.

Kaynakça: https://corum.ktb.gov.tr/TR-58683/hitit-dini.html